Siz hiç nakış gibi işlenmiş tarlaları gördünüz mü?

Yaz Mevsiminin son günleri her yıl olduğu gibi bu yıl da kavurucu yine. Severim sarıyı da çeşit çeşit Sonbahar renklerini de ama soğuğun sertliğinin, yoksulluğun acımasızlığının habercisi Sonbahar da geliyor. Tarlaların rengi kimi yerlerde tütün sarısı kimi yerlerde safran sarısına bürünüyor. Sadece gökyüzünden görmesini bilenlere görünen ve bir kez görüldü mü büyüleyip bıraktığı hayranlıkla unutulması imkânsız bir imgelem haline gelen, nakış nakış işlenmiş, ilmik ilmik dikilmiş fanilerin sahip olamayacağı en paha biçilemez halılarından birisi ülkemin tarla halıları. Ülkemin doğusundan batısına üzerindeki ekinlere güneşin yeni verdiği renklere ve biçerdöverlerin geride bıraktığı derin izlere, her bir ilmeğinde yılın tek mevsimi olsa dahi kışı birlikte geçirebilmek için herkesten fazla dökülen ter ile sulanmış Tanrının son dokunuşuyla şekillenmiş Tanrının halıları. Sorsalar bana geçmişi günümüze taşıyıp tarihe ışık tutan zaman makinası İran İsfahan halısından da, işlerken gözü kör olan çocukların halıları Hint Halısından da, ülkemin en güzide halılarından Hereke Halısından ya da kültürümün en marifetli ve güzel kızlarının işlediği en zarif nakışları, söylenmeyen en mahrem ve gizli haberlerin, sevgilerin, hüzünlerin ve duyguların

gizlendiği Türkmen halılarından da kıymetli derdim. Sanki insan eseri değil de Tanrının dokunuşunun eseri ülkemin tarla halıları.

Fakat gerçek güzelliğini ve anlamını fark etmeksizin tanrının dokunuşu bu tarlaların, ağaç bahçelerinin sahibi olarak; kendilerini herkesten üstün gören faniler de var tabi ki. Mülkiyet hakkının vermiş olduğu kibirle kendisini diğerlerinden üstün görenler bunlar. Oysa bu ülkenin var olmasında batısındaki kadar doğusundakinin de hakkı var. Bir şeylerin mülkiyet hakkı sahibi olmak o kişiyi diğerlerinden üstün yapamaz. Bir insanın ekonomik alım gücünün olmayışı onu diğerinden daha aşağılık yapmayacağı gibi, diğerini de ondan üstün yapamaz. Ama yönetimde iktidarı eline alanlar siyasi ideolojiden öteye hemşericilik yapıyor bazen. Bu sefer iktidarı elinde tutanların aidiyet kurduğu bölgenin vatandaşları, iktidarın hemşerileri diğerlerini kendisinden aşağılık, kendilerini de diğerlerinden üstün görmeye başlıyor. Beğenilmeyen fındık fiyatları, doğudaki mahsülün fiyatının elli - yüz katı oluyor. Bu sefer Batıdaki çiftçi ya da köylü kendisini doğudaki çiftçiden üstün görüyor. Çünkü Doğudakinin tarlası ve mahsulü kıymetsiz görüldüğü için üretmek imkansızlaşıyor. Ve başlıyor mevsimlik göç. Ailesiyle birlikte kışı geçirebilmek için hemşerisi bir çavuşun

emrinde çadır içerisinde günlerce yıkanmadan, doğru düzgün beslenmeden, çocuklarıyla ya da bebekleriyle kötü muamele ve aşağılanmalara gözlerini kapayarak insanüstü bir güçle kavurucu sıcakta her şeyini vererek aylarca sürecek canhıraş çalışma başlıyor. Aklındaki tek gelecek kaygısı yanındaki çocuğunun bahçede, tarlada ya da çadırda hastalanması değil de tarla ya da bahçe sahibinin bir daha ki sene kendilerini yeniden çağırıp çağırmayacağı oluyor mevsimlik işçinin.

Sakarya’da yaşanan mevsimlik işçilere yönelik darp edilme olayı, yaşanan nadir olaylardan biri değil de her yıl yaşanan olaylardan sadece bir tanesi. Fakat basına yansıyan bu olayda da görüleceği üzere sanki mevsimlik işçi tarla sahibinin işçisi değil de üzerinde her türlü hakkın sahibi olduğu kölesiymiş gibi, darp etmek normal bir olaymış gibi yöneticiler tarafından üzeri kapatılmaya çalışılıyor.

İşin gerçeği o onu dedi bu bunu dedi konusuyla pek ilgilendiğimi söyleyemeyeceğim. Psikoloji de bir kavram vardır. Buna göre yas süreci ve kötü bir olay karşısında 5 evreden geçilir:

1. İnkâr; 2. Öfke; 3. Pazarlık; 4. Depresyon; 5. Kabullenme

Bizim yöneticiler de bu yaşanılan kötü olay karşısında böyle davranıyor gibi. Köklü bir travma olan mevsimlik işçilerin yaşadıkları karşısında yöneticilerin yaptıkları, her zamanki gibi inandırabildikleri ölçüde inkar etme politikası olsa da eninde sonunda kabullenilmek zorunda kalınacak ülkemin bu kanayan yarası. Aksi halde kabullenilmediği sürece kabuk bağlayıp iyileşemeyecek kangren olacak bir yara halini alacak. Dün böyle bir olayın gerçekleşmediğini belirten İç İşleri Bakanlığı’na bağlı Valilik, gerçekleşmeyen bu olayla ilgili kolluk kuvvetleri aracılığıyla bugün iki kişiyi gözaltına aldı. Ve ironiktir ki olmayan gerçekleşmeyen bu olayla ilgili olarak gözaltına alınan o iki kişi haksızlığa uğradığını düşündü. Çünkü bu üzücü ve kötü olaylar ilk kez mevsimlik işçilerin başına gelmemesine rağmen daha önce eşi benzeri olmamış bir şekilde tarla sahipleri ilk kez gözaltına alındı. Tabi ki gözaltına almadan hemen önce üst yöneticiler; eleştiren siyasi partilere, sivil toplum kuruluşları ve derneklere öfke kustu önce. Sonrasında ise sanırım aile ilk kez devlet ile tanıştı. Üstelik senin benim gibi kişilerin henüz bir araya gelme fırsatı bulamadığı üst düzey yöneticilerle konuşma fırsatı buldu. Ve her nasılsa hemen sonrasında pazarlık evresinintamamlanması sonucunda “Bu olay Kürt Türk ayrımından değildi” şeklinde aile açıklama yapabildi.Toplumun bir kısmına inandırı geleceksede  bir kısmına inandırıcı gelmeyecektir. Teröre lanet adı altında sırf Kürt diye daha öncede saldırı almadı mı mevsimlik işçiler? Bu olayın sebebi ne olursa olsun benim ilgilendiğim nokta ülkemizdeki mevsimlik işçi sorunu. Ülkemizin doğusundaki vatandaşı batısındaki vatandaşı ile eşit görülmediği sürece, bu tür kendilerini diğerlerinden üstün gören insanlar her zaman çıkacaktır.

YORUM EKLE