ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında"

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, afette 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü belirterek, "Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi.

ATB Başkanı Çandır: "Fırtınada zarar gören alanlar aynı dere ve çay havzasında"

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, afette 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü belirterek, "Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi.

ATB Ocak Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkan Vekili Abdullah İnan başkanlığında yapıldı. Toplantıda ATB’nin 2025 çalışma özeti sunularak, yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyeler bilgilendirildi. ATB Başkanı Ali Çandır, konuşmasında Antalya’da yaşanan sel, dolu, fırtına ve hortum nedeniyle 5 bin dekarın üzerinde tarım alanının zarar gördüğünü kaydetti. Çandır, "Son günlerde Kumluca, Finike, Demre ve Aksu başta olmak üzere kentimizde yaşanan hortum ve sel afetleri hepimizi derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden yavrumuza Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum. Afetler ilk belirlemelere göre 5 bin dekarı aşan örtüaltı üretim alanlarımızda ciddi zararlara yol açmıştır. Zarar gören üreticilerimize ve tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Zarar gören alanlara baktığımızda büyük bölümü aynı çay ve dere havzalarında tekrar etmektedir. Çözüm ise planlı, bilimsel ve uzun vadeli altyapı yatırımlarından geçmektedir" dedi.

2 bin üreticiye destek talebi

Yağışların devam ettiğini, en büyük tesellinin genel hayatı etkileyen daha büyük bir afetin yaşanmamış olması olduğunu söyleyen Çandır, "İlgili tüm kurum ve kuruluşların ilk günden itibaren teyakkuz hâlinde hareket etmesini ve hızlı müdahalede bulunmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak yüksek maliyetler altında üretim yapan ve karlı bir hasat dönemine girerken zarara uğrayan yaklaşık 2 bin üreticimiz açısından acil nakit desteğinin sağlanması, mevcut kredilerin ötelenmesi ve yeni hibe ile uygun kredi imkânlarının acilen devreye alınması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.

Çandır, Antalya’nın kültürel hafızasına önemli katkılar sunan, sevilen tarihçi ve araştırmacı Giray Ercenk’in kaybından duyduğu üzüntüyü de dile getirerek, "Güray Ercenk ağabeyimize Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Kentimize bıraktığı izler daima yaşayacaktır" dedi.

"Tarım yüzde 7 küçüldü"

Ali Çandır, "2025 yılına 2024’ten daha iyi bir yıl olacağı beklentisiyle başlamıştık. Ancak gerek ülke gerek kent gerekse sektörümüz açısından 2025 yılı birçok göstergede 2024’ün gerisinde kalmıştır" ifadelerini kullandı.

2025 yılında GSYH büyümesinin yaklaşık yüzde 4 civarında olduğunu, ticaretin yüzde 5, sanayinin yüzde 4 büyümesi beklenirken, tarım sektörünün yaklaşık yüzde 7 küçüleceğinin öngörüldüğüne dikkat çeken Çandır, "En dikkat çekici tablo tarımdadır. Çünkü tarım yalnızca ekonomik değil, stratejik bir sektördür. Tarih bize göstermektedir ki tarımını kaybeden, geleceğini kaybeder. Bu nedenle stratejilerin ve politikaların merkezinde tarım olmak zorundadır. Tarım sektörü; ürünlerini maliyet-fiyat ilişkisiyle değil, piyasanın belirlediği fiyatlarla satar. Üretimini sezon içinde esnek biçimde ayarlayamaz ve doğa risklerine tamamen açıktır. Sezon sonunda ya ayakta kalır ya da sektörden çekilmek zorunda kalır. Bu nedenle tarımın stratejik niteliği tartışmasızdır ve politikalar bu gerçekliğe uygun biçimde oluşturulmalıdır" diye konuştu.

TÜİK’in il düzeyinde milli gelirin (GSYH) 2000-2024 dönemini kapsayacak şekilde yayımlandığını hatırlatan Çandır, 2019 yılında Antalya’nın ülke ekonomisi içindeki toplam payının yüzde 3,5’e, ticaretteki payının ise yüzde 5,4’e ulaştığını ve en güçlü yıl olduğunu söyledi. Çandır, tarımda ise tablonun çarpıcı olduğunu kaydederek şunları söyledi:

"Antalya’nın tarımdaki payı 2010 yılında yüzde 6,1 düzeyindeyken, 2024 itibarıyla yüzde 4,6’ya gerilemiştir. Başka bir ifadeyle son 15 yıl içinde tarım sektöründe yaklaşık yüzde 25 oranında bir pay kaybı yaşanmıştır. Kentimiz özelinde ise tarımın milli gelir içindeki payı 2010’da yüzde 16,3 iken, 2024’te yüzde 7,8’e düşmüştür. 2025’te bu oranın yüzde 7’nin altına inmesini bekliyoruz. Bu durum yalnızca nispi bir değişim değil, kent ekonomisinde genel bir yavaşlamaya işaret etmektedir. Nitekim sanayi sektörünün milli gelir içindeki payı 2021 yılında yüzde 11,8 iken, 2024 yılında yüzde 8,2’ye düşmüştür. Ticaret sektöründe ise en yüksek pay 2022 yılında yüzde 38,3 olarak gerçekleşmiş, 2024 yılında yüzde 37,7’ye gerilemiştir. 2025 yılının bu göstergelerin de gerisinde kalacağı tahmin edilmektedir. Tarım başta olmak üzere birçok temel sektörde 2024 yılına kıyasla daha zayıf bir performansla karşı karşıyayız. Turizmde 2025 yılında güçlü bir ziyaretçi akışı yaşanmasına rağmen sektör katma değer üretiminde ve fiyat rekabetinde beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Tarımda ise kuraklık ve iklim şartlarında ötesinde, kentimize özgü daha derin bir kırılganlık dikkat çekmektedir. Tarımda yaşanan yapısal daralmayı yaş meyve-sebze ve domates ticaretinde de net biçimde görüyoruz. Son 6 yılda halde işlem gören sebze ve domates miktarı yüzde 50’nin, meyve miktarı ise yüzde 60’ın üzerinde azalmıştır. Buna karşın fiyat endeksleri 23 kat artmıştır. Bu tablo gösteriyor ki, sorun fiyatlarda değil, üretimde; geçici dalgalanmalarda değil, yapısal bir daralmadadır."

"2026 yılının ilk yarısı zorlu geçecek"

Çandır, 2026 yılı için yılın ilk yarısında sıkı, ikinci yarısında ise daha esnek politikaların beklendiğini söyleyerek, "İlk yarı iş dünyası için zorlukların süreceği bir dönem olacaktır. İkinci yarıdaki muhtemel rahatlama ise ölçülü olmak zorundadır; aksi halde son yıllardaki fedakarlıkları kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız" dedi.

ATB’nin 2026 teması "su"

Antalya Ticaret Borsası’nın çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Çandır, Borsa olarak son dört yıldır çalışmalarını "sürdürülebilirlik" ekseninde yürüttüklerini anlattı. ATB’nin 2026 yılı temasının "su" olduğunu kaydeden Çandır, "Çünkü tarımın, gıdanın, ihracatın ve kent ekonomisinin geleceği doğrudan suyla ilişkilidir. Antalya tarımı, dış ticareti besleyen güçlü bir yapıya sahiptir. Ancak gerekli dönüşüm sağlanamazsa ihracatımız zorlanacaktır. Bu nedenle iklim dostu üretim artık bir tercih değil, zorunluluktur. Su kaynaklarına erişimde yaşanan sorunlar giderek derinleşmektedir. Geçici yağışlar kalıcı çözüm değildir. Ürün deseninin havza bazlı planlanması, kapalı devre sulama sistemleri, su hasadı, kuraklığa dayanıklı çeşitler ve kayıt dışı su kullanımının denetimi artık ertelenemez. Ayrıca, su yalnızca tarımın değil; sanayinin, turizmin ve hane halkının da ortak sorumluluğudur. Antalya suyu bol sanılan ancak kuraklık baskısı yüksek bir kenttir. Tarım, turizm ve kentleşme aynı kaynağı paylaşmaktadır. Su yönetimi artık teknik değil, doğrudan ekonomik bir konudur. Toprağımız, suyumuz ve doğamız ortak sermayemizdir. Bu sermayemize sahip çıkmazsak hepimiz kaybedeceğiz. Unutmayalım ki, suya sahip çıkmak, bu yarınımıza sahip çıkmaktır" diye konuştu.

Mermer ocağı uyarısı

Mermer ocağı faaliyetlerinin geçici olduğunu, tarımın ise kuşaklar boyunca süren stratejik bir üretim alanı olduğunu ifade eden Çandır, "Finike Boldağ’da planlanan taş ocağına bakışımız da bu yaklaşımın doğal bir sonucudur. Tarımsal varlığımızı ve kültürel mirasımızı zedelemeyen hiçbir yatırıma karşı değiliz. Mermer ihtiyacını verimli arazilerimizin dışında, çevresel ve toplumsal hassasiyetleri dikkate alarak planlamalıyız" dedi.

"COP31 önemli bir fırsat"

2026 yılının Antalya için önemli bir yıl olduğunu, Asya Pasifik Tohumculuk Kongresi, Uluslararası Uzay Kongresi, Antalya Diplomasi Forumu ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 31’inci oturumuna (COP31) ev sahipliği yapacağını ve küresel ölçekte söz söyleme imkanı bulacağını kaydeden Çandır, "COP31, ölçeği ve küresel etkisiyle kentimiz açısından ayrı bir sorumluluk alanı oluşturmaktadır. Geçmiş COP ev sahiplikleri önemli dersler sunmaktadır. COP28 ile Dubai, iklim diplomasisini ve EXPO City altyapısını kalıcı bir değere dönüştürmüş, COP29 ile Bakü iklim finansmanını küresel gündemin merkezine taşıyarak kentin uluslararası görünürlüğünü güçlendirmiş, COP30 ise Brezilya da iklim, doğa ve biyoçeşitlilik başlıklarını dünya kamuoyunun odağına yerleştirmiştir. Antalya’da da COP31’e sivil toplumun, meslek örgütlerinin, üniversitelerin, gençlerin ve özel sektörün dâhil olduğu ortak bir akıl ve yönetişim anlayışıyla yaklaşmak durumundayız. Çünkü COP31’in gerçek başarısı, zirve tamamlandıktan sonra kentimize ne bıraktığıyla ölçülecektir. Bizim için asıl başarı; COP31 sonrasında kentimizin havasını, suyunu, taşını, toprağını ve sahip olduğu tüm çevresel değerleri merkeze alan bir anlayışın kalıcı hale gelmesidir. Atık sorunu yaşamayan, suyu etkin yöneten, dağına, taşına ve toprağına sahip çıkan bir yaklaşımın Antalya’da hâkim olması en büyük temennimizdir" diye konuştu.

"EXPO 2016 alanı kente kazandırılmalı"

COP31’in uzun süredir atıl olan EXPO 2016 alanında planlanmasını önemli bir fırsat olarak değerlendiren Ali Çandır, "Ancak bu alanı yalnızca geçici bir organizasyon mekanı olarak değil, COP31 sonrasında da kente hizmet eden, değer üreten bir merkez olarak ele almalıyız. Bu merkez, çevre ve iklim temalı olabileceği gibi, eğitim, sağlık ya da tarım gibi farklı başlıklarda da şekillenebilir. Asıl mesele, EXPO 2016 alanının hangi başlıkta ve nasıl bir katma değer üreteceğine Antalya’nın kent olarak birlikte karar verebilmesidir" dedi.

ATB meslek komiteleri üyelerinin son üç yıldır artırılmayan ve yüksek enflasyon karşısında reel olarak eriyen tarımsal işletme ve yatırım kredi limitlerinin en az iki katına çıkarılmasını, ayrıca imalat sanayine uygulanan 5 puanlık sigorta primi indiriminin tarım sektörü için de hayata geçirilmesini talep ettiğini belirten Çandır, "Bu talepler bir ayrıcalık değil, üretimin sürdürülebilmesi, kayıtlı istihdamın korunması ve gıda güvenliğinin sağlanması için zorunlu ve akılcı adımlardır. Sektörümüzün buna ihtiyacı vardır" şeklinde konuştu.

YÖREX nisanda

Antalya Ticaret Borsası olarak 17 yıldır Yöresel Ürünler Projesi ve YÖREX Fuarı ile kırsal kalkınmayı desteklediklerini ifade eden Çandır, "Yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerimizi korumak, tanıtmak ve ekonomik değerini artırmak için aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yıl fuarımızı 22-26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğiz. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ülkemizin tüm zenginliklerini bir kez daha aynı çatı altında buluşturacağız. ‘Sizin Oraların Nesi Meşhur?’ sloganıyla üreticilerimizi, ticaret erbaplarımızı ve ilgili tüm kurumlarımızı YÖREX’e davet ediyoruz" diye konuştu.

Mecliste üyeler, sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER