Hayatın akışı içinde çoğumuz başarıyı, varılması gereken pürüzsüz ve dertsiz bir son durak olarak hayal ederiz.
Oysa gerçeğe biraz daha yakından baktığımızda görürüz ki başarı; konfor alanının ortasında değil, karşılaşılan fırtınaların göbeğinde şekillenir.
Karşılaştığımız her zorluk, yolculuğumuza engel olan birer duvar değil; bizi yukarı taşıyan birer basamaktır.
Yunan filozof Epiktetos’un dediği gibi: "Zorluklar, insanı tanıtan fırsatlardır."
Gerçekten de insan, kendi potansiyelinin ve sınırlarının ne kadar geniş olduğunu ancak bir engelle karşılaştığında anlar.
Düz bir yolda koşarken kaslarımız gelişmez; kasların güçlenmesi için direnç gerekir.
Zihin ve karakter de tıpkı böyledir.
Rahatlık insanı durağanlaştırırken, zorluklar kişiyi çözümler üretmeye, esnek olmaya ve zekasını bilelemeye zorlar.
Tarihe adını yazdırmış bilim insanlarına, sanatçılara veya girişimcilere bakın; hiçbirinin hayat hikayesi dümdüz bir otoban değildir.
Thomas Edison, ampulü icat edene kadar binlerce başarısız deneme yaptı.
Ona başarısız olup olmadığı sorulduğunda, "Başarısız olmadım, sadece ışık vermeyen binlerce yol buldum" diyebildi.
Onu başarıya ulaştıran şey, karşılaştığı her engeli zihnini ve sabrını güçlendiren bir tecrübeye dönüştürme iradesiydi.
Zorluklarla karşılaştığımızda hissettiğimiz baskı ve stres, kırılmamız için değil, şekil almamız içindir.
Tıpkı kömürün yüksek basınç ve sıcaklık altında pırlantaya dönüşmesi gibi; insan da yaşadığı sınavların içinden geçerek kendi cevherini ortaya çıkarır.
Başarısızlık ihtimali ya da engeller gözümüzü korkutmamalı. Aksine, karşımıza çıkan her engel bize dayanıklılık (resilience) kazandırır.
Bugün karşı karşıya olduğunuz sorunlar, belki de yarın elde edeceğiniz büyük zaferin antrenmanıdır.
Yeter ki pes etmeyi bir seçenek olarak görmeyin.
Unutmayın; en yüksek zirvelere her zaman en dik patikalardan tırmanılır ve o zirvedeki manzarayı anlamlı kılan, tırmanırken çekilen zorlukların ta kendisidir.
