Hiç kimse dinî nüfuzunu siyasi baskı aracına dönüştürerek başka bir devletin geleceğini belirleme hakkına sahip değildir!
İran Uzmanlar Meclisi üyesi Muhsin Araki’ye atfedilen, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devlet yönetimini ve siyasi geleceğini hedef alan açıklamalar ciddi kaygı doğurmaktadır. Bir dinî-siyasi makamın başka bir ülkenin meşruiyetini sorgulaması, devlet başkanını dinî suçlamalarla hedef alması ve halkı siyasi değişime yönlendirmeye çalışması, sıradan bir görüş açıklaması olarak geçiştirilemez.
Azerbaycan Cumhuriyeti’ni “şeytan cumhuriyeti” olarak nitelendirmek, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nı “Allah’ın düşmanı” ilan etmek ve Azerbaycan halkını devrime çağırmak şeklindeki ifadeler, ilgili konuşmanın tam bağlamı ve özgün kaydıyla doğrulanması hâlinde, yalnızca diplomatik nezakete değil, devletlerin egemenliğine ve halkların kendi geleceklerini belirleme hakkına ilişkin temel ilkelere de aykırı bir siyasi tutum olarak değerlendirilmelidir.
Açıkça ifade ediyoruz: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliği, hiçbir yabancı dinî veya siyasi makamın iznine bağlı değildir!
Muhsin Araki, İran’ın siyasi ve dinî sisteminde sahip olduğu makamı gerekçe göstererek Azerbaycan halkının iradesi üzerinde söz sahibi olamaz. Hiçbir dinî unvan, başka bir devletin yönetimine hükmetme yetkisi vermez. Hiçbir inanç yorumu, komşu bir ülkenin siyasi geleceğine müdahale etmenin meşru gerekçesi olarak kullanılamaz.
Azerbaycan’ın iç siyasi meseleleri, öncelikle Azerbaycan halkını ve ülkenin anayasal kurumlarını ilgilendirir. Herkes bir devletin politikalarını eleştirebilir; insan hakları, din özgürlüğü ve yönetim anlayışı üzerine görüş açıklayabilir. Ancak eleştiri ile tehdit, düşünce açıklamak ile müdahale etmek arasında açık bir sınır vardır. Bu sınırın aşılması, kamuoyu önünde sorgulanmayı ve gerekli siyasi cevabın verilmesini beraberinde getirir.
Asıl sorun, dinî otoritenin siyasi baskı aracı olarak kullanılmaya çalışılmasıdır. Din, insanların vicdanına ve inancına ilişkin bir alandır. Onu devletler arasında düşmanlık üretmek, başka bir ülkenin yönetimine baskı yapmak veya halkları dışarıdan yönlendirmek amacıyla kullanmak, dinî sorumluluk iddiasıyla bağdaşmaz.
Azerbaycan halkı, hiçbir yabancı merkezin siyasi senaryosunun figüranı değildir. Ülkesinin geleceğini belirleme hakkı Azerbaycan halkına aittir. Bu iradeye saygı göstermek, yalnızca diplomatik bir nezaket meselesi değil, uluslararası ilişkilerin temel ilkelerinden biridir.
Muhsin Araki’den beklentimiz açıktır: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliğine ve devlet kurumlarına saygı gösterilmeli; müdahale olarak değerlendirilebilecek siyasi çağrılardan kaçınılmalı; kendisine atfedilen hakaret içeren ifadeler doğrulanıyorsa bunlara ilişkin açık bir açıklama yapılmalı ve gerekli sorumluluk üstlenilmelidir.
İran ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler karşılıklı saygı, iyi komşuluk ve egemenlik ilkeleri temelinde yürütülmelidir. Bu ilişkilere zarar veren dinî-siyasi söylemler ne iki halkın yararınadır ne bölgesel istikrara katkı sağlar ne de dinler ve toplumlar arasında anlayışı güçlendirir.
Son sözümüz nettir: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin egemenliği pazarlık konusu değildir. Azerbaycan halkının iradesi, hiçbir yabancı makamın dinî veya siyasi hükmüyle ikame edilemez. Devletimizin egemenliğine yönelik baskı ve müdahale girişimlerine karşı sessiz kalmayacağız. Cevabımız hukuka, millî onura, devlet olma bilincine ve kararlı bir siyasi duruşa dayanacaktır!
Azerbaycan’a saygı, bölgeye saygıdır. Azerbaycan’ın egemenliğine saygı, halkların kendi kaderini tayin hakkına saygıdır. Bu ilke, hiçbir siyasi veya dinî makamın keyfî yorumuna bırakılamaz.
Muhsin Araki unutma ki İranda 35 milyon Güney Azerbaycanlı senden hesap sormaya hazırlanıyor.